MAN Truck ve Bus SE Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Alexander Vlaskamp, Türkiye’nin ticari araçlar endüstrisindeki yetkinliğine dikkat çekerek, ülkenin Avrupa Birliği (AB) ile eşdeğer bir şekilde "Made in Europe" vizyonunun bir parçası olması gerektiğini belirtti. Ankara’daki yeni Ar-Ge merkezinde gerçekleştirilen temaslarda konuşan Vlaskamp, bu entegrasyonun hem Türkiye hem de AB ekonomisi için stratejik bir kazanım olacağının altını çizdi.
Türkiye’nin Ar-Ge ve Üretim Gücü
Ankara’daki tesislerinde 50 milyon euroluk yatırımla kurulan Ar-Ge merkezinde, 580’i mühendis olmak üzere toplam 850 kişiye istihdam sağlandığını belirten Vlaskamp, MAN’ın küresel geliştirme faaliyetlerinin yüzde 80’inin Türkiye’de yürütüldüğünü açıkladı. Özellikle elektrikli otobüs modelleri olan Lion’s City E ve Lion’s Coach E gibi projelerin geliştirilme süreçlerinin merkez üssü haline gelen Ankara, şirketin küresel rekabetçiliğinde kilit bir rol oynuyor.
Vlaskamp, Türkiye’deki üretim yetkinliğinin sadece kapasite artışı değil, aynı zamanda teknolojik derinlik açısından da büyük bir başarı hikayesi olduğunu ifade etti. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’den gerçekleştirilen ihracatın 800 milyon euro seviyesine ulaşması, bu tesislerin küresel tedarik zincirindeki yerini perçinliyor.
Küresel Rekabette Coğrafi Avantaj
"Made in Europe" girişiminin, özellikle Çin gibi küresel rakiplere karşı bir denge unsuru oluşturabileceğine değinen Vlaskamp, Türkiye’nin coğrafi yakınlığı ve endüstriyel altyapısının AB için büyük bir avantaj sağladığını belirtti. Vlaskamp, bu süreçle ilgili olarak şunları kaydetti:
- Türkiye, uzun süredir AB’nin stratejik bir partneri konumundadır.
- "Made in Europe" kapsamındaki müzakerelerin 12-18 ay sürmesi öngörülüyor.
- AB ve Türkiye arasındaki entegrasyonun güçlenmesi, tedarik zinciri güvenliği için kritik önem taşıyor.
Geleceğe Güvenle Bakış
MAN yönetimi, Brüksel ve Almanya nezdinde Türkiye’nin bu vizyona tam entegrasyonu için görüşmelerini sürdürüyor. Vlaskamp, Türkiye’nin sadece bir üretim üssü değil, aynı zamanda yapay zeka ve elektronik sistemlerin geliştirildiği bütünsel bir inovasyon merkezi olduğunu vurguluyor. Ankara’daki tesisin sunduğu yüksek nitelikli insan kaynağı ve üniversite iş birlikleri, şirketin gelecekteki elektrikli araç vizyonunun temel taşlarını oluşturuyor.
Türkiye’nin endüstriyel kapasitesini Avrupa’nın teknolojik vizyonuyla birleştiren bu yaklaşım, önümüzdeki dönemde otomotiv sektöründe kartların yeniden dağıtıldığı bir süreçte Türkiye’nin konumunu daha da güçlendirecek gibi görünüyor. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde, bölgesel üretim gücünü teknolojiyle harmanlayabilen ülkelerin, yeni nesil sanayi devriminde belirleyici aktör olacağı aşikardır.