Türk hazır giyim sektörü, küresel pazarlardaki konumunu korumak adına kritik bir dönemeçten geçiyor. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Triko Meslek Komitesi Başkan Yardımcısı Turgay Akşahin, sektörün sadece Uzak Doğu ile değil, Avrupa'daki rakipleriyle de yoğun bir fiyat ve kalite rekabetine girdiğini belirtti. Küresel perakende devlerinin tedarik rotalarını İtalya, Çin, Bangladeş ve Kuzey Afrika gibi bölgelere kaydırması, Türkiye'nin geleneksel "hızlı termin" avantajını tehdit eder hale geldi.
Rekabet Koşulları ve Artan Maliyet Baskısı
Sektör temsilcilerine göre, Türkiye'nin katma değerli üretimdeki başarısı, fiyat rekabeti karşısında gölgede kalıyor. Akşahin, Türkiye'nin üretim maliyetlerinin Avrupa ülkeleriyle yarışır seviyeye geldiğini ve bu durumun markaların üretim tercihlerini değiştirmesine neden olduğunu vurguluyor. Özellikle Portekiz'in triko ve çorap gibi alanlarda Türk üreticisi için ciddi bir rakip haline gelmesi, dengelerin değiştiğini gösteriyor. Ayrıca, Çin'in sadece ucuz üretimle değil, planlı ve yüksek kaliteli üretim modeliyle pazardaki yerini sağlamlaştırması, Türk üreticisi üzerindeki baskıyı artırıyor.
İhracatta Kur ve Kapasite Sorunu
Üretim kapasitelerindeki düşüş, sektörün yaşadığı kan kaybının en somut göstergesi olarak öne çıkıyor. Geçmişte yüksek adetli siparişleri karşılayan tesislerin bugün kapasite kullanım oranlarında ciddi gerilemeler yaşanıyor. Akşahin, ihracatçının rekabet gücünü koruyabilmesi için döviz kuru politikasının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Mevcut kur seviyelerinin maliyet artışlarını karşılamakta yetersiz kaldığını belirten sektör temsilcileri, ihracatın sürdürülebilirliği için daha destekleyici bir kur politikasına ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor.
2026: Sektör İçin Bir Kırılma Noktası
Hazır giyim sektöründe yaşanan nitelikli personel kaybı ve kurumsallaşma eksikliği, üreticileri zorlayan diğer temel faktörler arasında yer alıyor. Birçok işletme sahibi, kalifiye eleman eksikliği nedeniyle bizzat üretim süreçlerinin başında yer almak zorunda kalıyor. Sektörün geleceğine dair endişelerini dile getiren Akşahin, 2026 yılının bir kırılma noktası olabileceği uyarısında bulunuyor. Eğer üretim altyapısı ve insan kaynağı korunamazsa, gelecekte oluşabilecek talep artışlarına cevap verebilecek bir sektör yapısının kalmayabileceği belirtiliyor.
Sonuç olarak, Türk hazır giyim sektörünün bu zorlu süreçten çıkış yolu; kolektif çalışma kültürünü benimsemekten, markalaşmaya odaklanmaktan ve sürdürülebilir destek mekanizmalarını devreye almaktan geçiyor. Sektörün, sadece fason üretici kimliğinden sıyrılarak küresel ölçekte rekabetçi bir yapıya bürünmesi, önümüzdeki yıllarda varlığını sürdürebilmesi açısından hayati bir önem taşıyor.