İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının 30’uncu gününde yaptığı açıklamalarla bölgedeki tansiyonu yeniden yükseltti. Galibaf, Washington yönetiminin bir yandan diplomatik müzakere mesajları verirken, diğer yandan sahada kara harekâtı hazırlıklarını sürdürdüğünü iddia etti. Tahran yönetiminin bu hazırlıklara karşı askeri kapasitesini aktif tuttuğunu belirten Galibaf, olası bir kara müdahalesine karşı sert bir karşılık verileceği mesajını verdi.
Stratejik Odak Hürmüz Boğazı'na Kaydı
Galibaf, savaşın ilk aşamalarında hava, deniz ve füze kapasitelerinin hedef alındığını, ancak gelinen noktada stratejik ağırlığın Hürmüz Boğazı üzerindeki denkleme kaydığını savundu. Enerji akışı ve bölgesel altyapı güvenliği açısından kritik bir öneme sahip olan Hürmüz Boğazı, küresel piyasalar tarafından da yakından takip ediliyor. İranlı yetkililerin bu bölgeye yönelik vurgusu, çatışmanın ekonomik maliyetlerinin artabileceğine dair endişeleri tetikliyor.
İran Meclis Başkanı, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırma çabalarını "çelişkili bir tutum" olarak nitelendirdi. Galibaf, Tahran'ın füze sistemlerinin ve askeri gücünün olası bir kara operasyonuna karşı hazır olduğunu belirterek, "ABD askerlerinin karaya gelmesini bekliyoruz" ifadesiyle sahadaki gerilimin boyutunu gözler önüne serdi. Uluslararası basında yer alan sınırlı kara operasyonu ihtimalleri, bölgedeki askeri hareketliliği daha da kritik bir seviyeye taşıyor.
Diplomasi ve Toplumsal Mobilizasyon
Galibaf, ABD'nin savaş meydanında ulaşamadığı hedefleri diplomasi masasında elde etmeye çalıştığını ileri sürerek, Tahran'ın bu baskılara boyun eğmeyeceğini vurguladı. Açıklamalarında füzeler, Hürmüz Boğazı ve sokaktaki toplumsal mobilizasyonu İran'ın başlıca baskı unsurları olarak sıralayan Galibaf, halka "sokakları terk etmeyin" çağrısında bulundu. Bu çağrı, savaşın yalnızca askeri değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal bir mücadele süreci olarak görüldüğünü kanıtlıyor.
Sonuç olarak, Tahran ile Washington arasındaki bu söz düellosu, Orta Doğu'daki kırılgan dengelerin ne kadar hassas olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Tarafların askeri hazırlıkları ve diplomatik söylemleri arasındaki uçurum, bölgedeki belirsizliğin önümüzdeki günlerde de devam edeceğine işaret ediyor. Diplomatik kanalların açık kalıp kalmayacağı veya sahadaki askeri hareketliliğin yeni bir sürece evrilip evrilmeyeceği, küresel enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından belirleyici olmaya devam edecek.