Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olan tekstil ve hazır giyim, küresel jeopolitik gerilimler ve iç piyasadaki maliyet baskıları nedeniyle zorlu bir süreçten geçiyor. Yılın ikinci yarısında başlaması beklenen toparlanma umutları, enerji maliyetlerindeki artış ve finansmana erişimdeki zorluklar nedeniyle yılın son çeyreğine ötelenmiş durumda.
Sektörde Bekle-Gör Dönemi ve Sipariş Kayıpları
Sektör temsilcileri, Avrupa pazarındaki tüketicilerin harcama alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte büyük ölçekli siparişlerin askıya alındığını belirtiyor. Alım gruplarının Türkiye'ye yönelik randevularında yüzde 20'lere varan iptaller, üretim takviminde ciddi bir belirsizliğe yol açtı. Özellikle mart ve nisan aylarında netleşmesi gereken yüksek hacimli kontratların yapılamaması, yılın geri kalanı için iyileşme beklentilerini zayıflattı.
Sektördeki mevcut durumu değerlendiren uzmanlar, savaşın tetiklediği enerji maliyetlerinin enflasyon üzerindeki baskısını artırdığını ve sanayicinin beklediği "ucuz finansman" modelinin rafa kalktığını vurguluyor. Geçtiğimiz yıl 5 binden fazla firmanın kapandığı ve 400 binin üzerinde istihdam kaybının yaşandığı sektörde, dengelenme sağlanamaması durumunda 100 bin kişinin daha işini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor.
Üretim Modelinde Değişim İhtiyacı
Sektör paydaşları, sadece döviz kuru üzerinden bir çözüm aramanın yeterli olmayacağını, maliyet makasının kapatılması için acil adımlar atılması gerektiğini belirtiyor. Öne çıkan çözüm önerileri arasında şunlar yer alıyor:
- İstihdam desteklerinin 6 bin TL seviyesine çıkarılması.
- Asgari ücret desteğinin 2 bin 500 TL bandına yükseltilmesi.
- Cari fazla veren sektörlere pozitif ayrımcılık uygulanması.
- KGF kredilerine erişimin kolaylaştırılması.
Sektör temsilcileri, devasa ve yüksek istihdamlı fabrikalar yerine daha butik, tasarım odaklı ve kompakt üretim modellerine geçilmesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca, emek-yoğun süreçlerde yeni bölgesel partnerliklerin değerlendirilmesinin rekabetçiliği artırabileceği görüşü hakim.
Gelecek Öngörüleri ve Beklentiler
Sanayiciler, 2026 yılının ikinci yarısından itibaren kademeli bir toparlanma öngörürken, asıl büyüme ivmesinin 2027 yılında yakalanabileceğini tahmin ediyor. Bu süreçte temel önceliğin büyümeden ziyade mevcut kapasiteyi ve istihdamı korumak olduğu vurgulanıyor. Türkiye'nin üretim hızı ve kalite avantajıyla Avrupa pazarındaki vazgeçilmez konumunu koruduğu belirtilse de, ekonomik dengelerin yeniden tesisi sektörün sürdürülebilirliği için kritik önem taşıyor.
Ekonomik dengelenme sağlanmadığı sürece sektörün yaşadığı bu dar boğazın, Anadolu'daki kadın istihdamı gibi sosyal boyutları da derinden etkileyeceği aşikar. Sektörün bu kritik virajı nasıl döneceği, önümüzdeki çeyreklerde atılacak makroekonomik adımlara bağlı görünüyor.