Türkiye'de demografik yapı hızla değişmeye devam ediyor. Ankara Üniversitesi Yaşlılık Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (YAŞAM) Müdürü Prof. Dr. Emine Özmete tarafından paylaşılan veriler, ülkemizdeki yaşlı nüfusun sosyal yaşam koşullarına dair dikkat çekici bir tabloyu ortaya koyuyor. TÜİK verilerine göre son 5 yılda yüzde 20 oranında artış gösteren yaşlı nüfus, toplam nüfus içerisinde yüzde 11'lik bir dilimi aşmış durumda.
Yalnızlaşan Nüfus ve Sosyal Riskler
Yapılan araştırmalar, Türkiye'de her 4 haneden birinde yaşlı bir bireyin yaşadığını gösteriyor. Bu hanelerin önemli bir kısmında ise yaşlılar hayatlarını tek başlarına sürdürüyor. Verilere göre, yaklaşık 1 milyon 840 bin yaşlı vatandaşımız hanesinde yalnız yaşıyor. Yalnız yaşayan bu grubun içerisinde kadınların oranı ise oldukça yüksek; yalnız yaşayan her 4 yaşlıdan 3'ünü kadınlar oluşturuyor. Uzmanlar, yalnızlığın sadece sosyal bir durum olmadığını, aynı zamanda mental ve fiziksel sağlık üzerinde doğrudan etkileri olan bir "pandemi" olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Aktif Yaşlanma ve Sağlık Beklentisi
Türkiye'de ortalama yaşam süresi uzasa da sağlıklı yaşam beklentisi konusunda ciddi bir makas bulunuyor. Bugün doğan bir bireyin ortalama 78 yıl yaşaması beklenirken, sağlıklı yaşam süresi ortalama 58 yıl seviyelerinde kalıyor. Bu durum, yaşamın son dönemlerinde bakım ve sağlık hizmetlerine olan ihtiyacın artacağını gösteriyor. Özellikle kadınlarda yaşam süresi ile sağlıklı yaşam süresi arasındaki farkın 25 yıla kadar çıkması, yaşlı bakım politikalarının daha kapsamlı planlanması gerektiğini ortaya koyuyor.
Çözüm İçin Kuşaklararası Dayanışma
Yaşlı refahını artırmak amacıyla üniversiteler ve çeşitli kurumlar bünyesinde "3. Yaş Üniversitesi" gibi hayat boyu öğrenme programları yürütülüyor. Bu programlar; finansal okuryazarlık, sağlık eğitimi ve sosyal beceri atölyeleri ile yaşlıların toplumsal hayata aktif katılımını desteklemeyi hedefliyor. Prof. Dr. Özmete, aynı mahalle veya apartmanda yaşayan kuşakların birbirine destek olabildiği modellerin, yaşlıların hem psikolojik hem de fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasında kritik bir rol oynadığını belirtiyor.
Aktif yaşlanma endeksine bakıldığında, bölgeler arası farklılıklar da göze çarpıyor. Doğu Karadeniz Bölgesi en yüksek puanlara sahipken, erkeklerin kadınlara kıyasla daha aktif ve sağlıklı bir yaşlılık dönemi geçirdiği gözlemleniyor. Toplumun yaşlanma sürecine uyum sağlaması, sadece sağlık hizmetleri ile değil, aynı zamanda yaşlı bireylerin sosyal ekosistemdeki yerini güçlendirecek bütüncül politikalarla mümkün görünüyor. Gelecek nesillere daha sağlıklı ve aktif bir yaşlılık dönemi bırakmak, bugünün sosyal stratejilerinin başarısına bağlı olacak.