Türk otomotiv sektörü, stratejik öneme sahip hafif ticari araç üretiminde Avrupa’daki liderlik unvanını geri kazandı. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan gerilemenin ardından, yeni model yatırımları ve artan üretim kapasitesiyle birlikte 2026 yılı itibarıyla Türkiye, Avrupa’nın en çok hafif ticari araç üreten ülkesi konumuna yeniden yükseldi.
Otomotiv Sektöründe Rekor İhracat
Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) 51. Olağan Genel Kurulu’nda konuşan OSD Başkanı Cengiz Eroldu, sektörün 2025 yılı performansını değerlendirdi. Eroldu, Türkiye’nin toplam 2,5 milyonluk üretim kapasitesine sahip olduğunu belirterek, 2025 yılında 1,4 milyon adetlik üretim gerçekleştirildiğini ifade etti. Sektör, 41,5 milyar dolarlık ihracat değeriyle Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 18’ini tek başına sırtlayarak tarihi bir başarıya imza attı.
Hafif ticari araç segmentinde 435 bin adetlik ihracat gerçekleştirildiğini vurgulayan Eroldu, bu başarının sadece üretim hacmiyle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda otobüs ve midibüs üretiminde de Türkiye’nin Avrupa’daki vazgeçilmez konumunu koruduğunu belirtti. Eroldu, "Bugün Türkiye’de otobüs üretimi olmasa Avrupa’da binecek otobüs bulmak zor olurdu" ifadeleriyle sektörün kıta genelindeki stratejik önemine dikkat çekti.
Küresel Rekabet ve Gelecek Vizyonu
Sektör temsilcileri, üretimdeki bu başarılara karşın küresel ölçekte değişen dinamiklere karşı temkinli olunması gerektiği konusunda uyarıyor. Özellikle Çin kaynaklı rekabet baskısı ve dünya genelinde artan korumacı politikalar, yerli üreticileri verimlilik odaklı yeni stratejiler geliştirmeye zorluyor. Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı Yakup Birinci, üretim ve talebin Asya’ya kaydığı bu dönemde, Türkiye’nin Avrupa pazarındaki dönüşümü doğru okuyarak Amerika gibi alternatif pazarlarda da konumunu güçlendirmesi gerektiğini belirtti.
2025 yılını yüzde 4’lük üretim artışıyla kapatan Türk otomotiv sanayisi, son on yılda 10 milyar doların üzerinde yatırım yaparak rekabetçiliğini korumaya devam ediyor. Ancak iç pazardaki satış payının istenen seviyelerde kalmaması ve dış ticaret dengesinin son üç yıldır nötr seyretmesi, sektörün önündeki temel zorluklar arasında yer alıyor. Buna rağmen, Ar-Ge harcamalarındaki 25,4 milyar TL’lik seviye ve artan yerlilik oranları, Türkiye’nin küresel otomotiv değer zincirindeki yerini sağlamlaştırma hedefinin kararlılıkla sürdüğünü gösteriyor.
Türkiye’nin otomotivdeki bu yükselişi, Avrupa pazarının tedarik zinciri açısından ne kadar kritik bir noktada durduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Önümüzdeki dönemde elektrikli araç dönüşümü ve dijitalleşme süreçleri, sektörün liderliğini koruyup koruyamayacağını belirleyen en önemli sınavlar olacak.